Duyurular

Konuk Yazar: Nur Eda Kasap Süslü Çocuk Eğitiminde Oyun Dili

3.979 kişi okudu.

İzmir Hassas Anne Buluşmasında Hassas Annelere kısa bir seminer veren ‘Çocuk Eğitiminde Oyun Dili’ kitabının yazarı Nur Eda Kasap Süslü‘nün Hassas Annelere özel yazısı:

 

Oyunun Etkileri

Oyun, Türkçedeki kullanışıyla karşılaşma, spor etkinlikleri, eğlence, tiyatro, dans, şaşırtıcı hüner anlamlarına geliyor. Bizim ele alacağımız elbette çocuklar için olan oyunlar. Adı  üstünde eğlence. İşte bu eğlence, keyif alma bizim için önemli.

Oyun çocuğun hayal gücünü geliştirir. Çocukların sağlıklı gelişimi için sevgi ne kadar gerekliyse oyun ve oyuncaklar da o kadar gereklidir. Oyunun çocuğun bedensel, duygusal, sosyal, zihinsel ve dil gelişiminde önemli bir rolü vardır.

Oyun oynamak, sadece çocuğun zaman geçirmesi için gerekli bir faaliyet değildir.

 

 

Oyun yoluyla çocuklar;

•             Yaratıcı düşünmeyi,

•             Kendi başına karar vermeyi,

•             Sorumluluk almayı,

•             İşbirliği yapmayı ve paylaşmayı öğrenir.

•             Hayal gücü ve becerilerini geliştirir.

•             Oyun oynamak çocukların plan yapma becerisini geliştirir.

•             Dikkatini bir noktaya toplamayı ve becerilerini organize etmeyi öğrenir.

•             Çocuk oyun oynayarak kendini tanır.

•             Oyun çocuğa “özgür olma” hissini benimsetir.

•             Değişik sosyal rolleri deneme, duygularını dışa vurma imkanını elde eder.

•             Oyun, kas gelişimini hızlandırır ve güçlendirir.

•             Çevresini araştırma ve problem çözme imkanı sağlar.

•             Kendisini ifade etmeyi, sözlü olarak ifade edilenleri anlamayı öğrenir, yeni sözcükler kazanır.

•             Çocuk toplu yaşam için gerekli olan kuralları oyunlar sayesinde öğrenir.

Bir oyunda çocuk rol seçer. Çocuklar seçim yapmayı öğrendikçe ve seçimlerinin sorumluluğunu kabul ettikçe, hayatları üzerindeki kontrolleri de o derece artacaktır. Oyunda çocuk girdiği rolü en iyi şekilde oynamak için çalışır. Sorumluluk bilinci oyun sayesinde gelişmeye başlar. Oyun, çocukların deneme-yanılma yoluyla öğrenmelerine de olanak sağlar.

Oyun, çocuğun oynarken geçen zamanının mutlu, neşeli ve öğretici olmasına yardımcı olur. Oyun düşünceler, duygular ve ilişkiler içinde, beceri ve kontrol kazanmanın önemli bir yoludur. Oyuncak ise çocuğun beş duyusu ve duygularını uyaran, değerlendirme ve uygulama yetilerini geliştiren, hayal gücünü zenginleştiren, bedensel ve sosyal gelişimini hızlandıran bir aracıdır.

Oynanan oyunlar ve oyuncaklar öğrenmeye giden kapılar açar ve her yeni tecrübe ile bir kilit daha açılır. Kendinizi düşünün. Çocukken oyunlar ile ne kadar çok tecrübe yaşadınız. Belki ilk dışlanmayı arkadaşlarınız saklambaç oynarken deneyimlediniz. Ya da ilk yenilgiyi yakar top oynarken tattınız. Sıranızı beklemeyi sek sek oynarken yaşadınız. İp atlarken kendi yetersizliğinizi gördünüz. Başarmanın gururunu koşma yarışında mahalle birincisi olduğunuzda duydunuz. Birlikte kazanmayı sokakta futbol oynarken hissettiniz. Paylaşmayı, sokakta ekmeğinizin yarısını arkadaşınıza verirken yaşadınız. Gördüğünüz gibi duygularınız ile ilgili belki de ilk tohumlar “oynarken” ekildi.

 

Oyun sırasında çocuklar, sıra beklemeyi, paylaşmayı, kaybetmeyi öğrenir. Kaybettiği halde oynamaya devam eden çocuk, hayat boyu vazgeçmemeyi de öğrenmeye başlar. Yani oyunlar, çocukları hayata hazırlar. Gerçek duygular ile tanışmasına yardımcı olur. Az önce de söz etmiştim. Oyunlar sayesinde ilk deneyimlerimizi yaşamaya başlıyoruz.

Oğluma kendimce bir defter tutuyorum. Adını da “Kerem’ce” koydum. Yaşadığı ilk olayları not ediyorum. Büyüdüğünde elinde yaşadıklarına ilişkin tatlı anlar kayıtlanmış olmasını arzu ediyorum. Defterine yazarken sevdiğin ilk oyuncak dedim. Ve kaldım. İlk oyuncağı? Elbette çok sevdikleri vardı. Tabii ki de yazdım. Ancak bu soru sonradan aklıma çok takıldı. İlk oyuncak? Oğlumun ilk oyuncağı, bendim! Çünkü önce benimle oynamaya başladı. Bu size ilk okuduğunuzda, “nasıl yani?” dedirtebilir. Ancak bence, bebeklerin ilk büyük oyuncakları anneleri. Anneleri ile oyun oynuyorlar. Henüz bir oyuncak tutma yetileri olmadığından önce anneleri ile temastalar.

Araştırmalar, oyun oynamayan ve az dokunulan çocukların yaşıtlarına oranla %20-30 oranında daha küçük beyinlere sahip olduklarını bulmuşlar. Oyuncakların nöron başına %25 daha fazla beyin sinapsını uyardığı ortaya çıkmış.  Burada sizinle ilginç bir çalışmayı aktarmak istiyorum. Üç grup fare üzerinde bir araştırma yapılıyor. İlk grup fareler yavruları ile bol bol oynuyor. İkinci grup daha az oynuyor. Son gruptakiler ise yavruları ile hiç oyun oynamıyor. Sonuç, oyun oynamayan farelerin beyninde daha az opioid salgılandığını gösteriyor. Prof. Jaak Panksepp, farelerin sergilediği bu davranış biçiminin haz aldıklarının bir göstergesi olduğunu öne sürüyor ve oyun sırasında hayvanların opioid salgıladıklarına, bu beyin kimyasalının insanlarda haz duygusunu yaratan temel unsurlardan biri olduğu görüşünün giderek ağırlık kazandığına parmak basıyor.

Dahası, farelerin davranışlarını denetleyen beyin sistemleri ve genlerin insanlardakine özdeş olduğu görülüyor. 

Çocuk için oyun hem hazzı hem de bağlanmayı beraberinde getiriyor. Anne ve babasıyla oynayan çocuk hem keyif alıyor, hem de ona bağlanıyor.

 

Nur Eda Kasap Süslü

“Çocuk Eğitiminde Oyun Dili”   

Cevapla