Duyurular

Konuk Yazar: İkiz Prematüre Annesi Evrim Çakıcı Yenidoğan Yoğun Bakımda tam 93 gün

6.330 kişi okudu.

Yaşarken o kadar kolay olmadı pek tabiiki. Şimdi uzaktan bakınca bir çırpıda gelip geçmiş gibi geliyor banada ama o günler de tarifsiz acılar içindeydim .

Bana göre yenidoğan yoğun bakımda 93 gün demek ‘ senin acıların büyürken başkalarının mutluluğuna tebessüm edebilmekti

Neden mi? O dönemde  birçok arkadaşım ile yakın zamanlarda doğum yaptık. Hepsi ile bir şekilde görüştük. Herkesin kucağında bebeği emzirme, gaz çıkarma telaşındayken, sen kucağına alıp alamayacağın, eve getirip getiremeyeceğin belli olmayan iki bebeğini düşünüyosun tüm aklınla tüm yüreğinle. O mutluluklara tebessüm ediyorsun elbette ortak olmaya çalışıyorsun ama ruhun orda değil kesinlikle…  Üstelik daha da canın acıyor belli edemiyorsun. Belki senin de acına ortak olmaya çalışıyorlar ama  tek ilacın bebeklerin eve bir an önce sağlıkla dönmesi…

Hayalini kurduğun, özlem ile beklediğin, mutlu bir şekilde kucağına almayı hayal ettiğin üstelik bir değil iki bebeğin  miyadından çok önce gelmişler. Kordonlar içinde, makinelere bağlı, minicik bedenlerinde hortumlar vs.

Yanlarına her girişin de yüreğin ayrı bir dağlanır. Nasıl bir acıdır ciğerinden kopan iki parçayı o halde görmek ancak yaşayan bilir. Hortumlar, kablolar , makineler aranızda bir duvar örer sanki . Onlar olmasa özgürce kucaklayacağını düşünürsün. O yüzden aslında bebeğine hayat vermek için aracı olan o şeyleri kırıp parçalamak istersin.

Ha bir de kıyafet meselesi var… O kadar makineye bağlıyken kıyafet giyidiremiyorlar . Hani kıyafet giyseler biraz büyüseler , kilo alsalar benziycekler miyadında doğan bebeklere. O zaman kucağına alabileceksin. Biraz geçecek o zaman acıların. Geriye bırakıcaksın. Aman varsın erken doğsun,  varsın doğumdan sonra sizi kucağıma veremesinler, varsın anneniz güle oynaya doğuma girememiş olsun, varsın lohusalık nedir bilmiyeyim, varsın sizi emzirmek yerine sütümü bir demir yığınına sağayım… Varsın öyle olsun benim de doğum hikayem. Siz yeter ki bundan sonra sağlıklı olun da. Atarım geriye hayalini kurup da yaşayamadıklarımı.

Hemşireler ilk kıyafet istediğinde havalardasın bilmiş ol! Mutlusun uçuyosun, hemen gidip prematüre kıyafetleri satan yerler arıyosun. Tabii zor buluyorsun 🙂 çok minikler o yüzden kimse onları adamdan saymıyor, kıyafet üretmiyor diye düşünürsün 🙂

Sonra bulursun bir kaç yerde. Ne kadar kaç tane bulmuşsan alırsın hepsini. Tulum, bady ne varsa rengarenk alırsın ki değişik değişik giydirsin hemşire ablaları. Şık olsunlar küvözde 🙂

Sonra kirli çamaşırları gelir eve. Verilen ilaç ve takviyelerden lekelenmiş minik minik bady’ler, tulumlar. Kendileri henüz evde değil ama minicik çamaşırları evde… Yıkarsın,  yavaş yavaş ütülersin. Çünkü onun ile avunuyorsun. Böyle gelir geçer günler. Kıyafet giymeye başlamış olmaları önemli bir aşamadır küvözde. Çünkü kablolar azalmış, makinelerden kısmen de olsa kurtulmuşlar demektir.

Bir de hiç eve gitmek iztemezsin bebeklerin olmadan. Doğumdan sonra 4 kişi girmeyi hayal ettiğin eve hala 2 kişi gitmek çok zor gelir. Sabahtan akşama kadar beklersin hastanede, çevresinde, orda, burda. Ne kadar sık içeri girebilirsen o kadar şanslı sayarsın kendini.
Ben gerçekten biraz şanslıydım bu konuda, özel bir hastaneydim ve istediğim kadar içeri girebiliyordum . Hatta hemşireleri bunalttığımı söyleyebilirim . Benden yaka silkmişlerdir muhtemelen. Sabah akşam ordaydım . Sadace uyumak için eve gidiyorduk eşim ile. Aynı hastane içinde bebekleri belli periyodlarda ultrasona falan indirirlerdi o saatleri not alır , mutlaka orda hazır bekler peşlerinden giderdik.
Bir de benim doğum yaptığım hastanede yeni doğan yoğun bakım ünitesi, normal doğum odası, bebek odası ve doğum yapan annelerin odaları  yan yana. Normal doğuma bile girenler sessizce ve heyecanla  giriyorlardı. Sezaryene gidenler sakin ve mutlu. Çevresindekiler deseniz onlar daha bir mutlu. Hepsi yeni doğan bebeği bekliyorlar. Bekledikleri gibi geliyor bebekler , hemşireler onları yıkayıp giydirirken camdan seyrediyorlar. Sonra anne geliyor odasına, sonra bebek , sonra emzirme , sonra sonra…
Ben bebeklerim yaşar mı, yürür mü, görür mü diye düşünürken 93 gün boyunca bu şekilde bir çok mutlu hikayeye tanık oldum. Açıkçası o günlerde fikrimi sorsalar asla tercih etmezdim böyle bir şeyi. Ama şimdi acıların insanları ne kadar olgunlaştırdığını düşünüyorum. Şimdi acı ya da tatlı yaşadığımız her şeyi çok seviyorum. Üstelik neyse ki bizim hikayemiz sonrasında da prematürelik sorunları ile  devam etse de şimdi 2 tane 4,5 yaşında sağlıklı ve pırlanta gibi yavrum var çok şükür.
Bir gün bu anılarımı yazarken biraz tebessüm edebileceğim hatta gülebileceğim aklıma bile gelmezdi.
Evrim’in harika yazılarını ve prematüre bebeklerle ilgili paylaştığı faydalı bilgileri prematureanneleri.blogspot.com.tr/ adresindeki blogundan takip edebilirsiniz.

2 yorum

Cevapla