Duyurular

Konuk Yazar: Regina Röttgen Çocuklarımıza ceza vermeyelim!

2.079 kişi okudu.

Çocuklar bize karşı geldiklerinde bunu genelde işin doğrusunu-yanlışını çok iyi bildiği konularda yaparlar. Biz anne –babaları çıldırtan da o zaten. Ancak çocuklarımız bunu bizi kızdırmak için yapmıyor, genelde asıl amaçları ilgimizi çekmek oluyor. Nasıl ticari hayatta “reklamın kötüsü yoktur” diye bir ibare varsa bir benzeri çocuklar için de geçerlidir: “İlginin kötüsü yok”.  Aynı şekilde kardeş kavgaları da oluyor. Çoğu zaman çocukların kavga etmenin nedeni yine ilgimizi çekip taraf tutmamızı sağlamaktır. Tam da bu nedenle tüm iyi niyetli konuşmalarımız maalesef bir işe yaramıyor. En iyisi, kimse fiziksel zarar görmediği sürece hiç karışmamak oluyor. Göreceksiniz, kavgalar azalır.Bize karşı geldiklerinde ise çok iyi çalışan bir yöntem var “mantıklı sonuç”. Bu yöntemle birçok durumu çözebilirsiniz. Üstelik bu cezadan çok farklı bir şeydir. Ancak bundan önce ceza ve mantıklı sonuç arasındaki farkı almamamız gerekiyor. Ceza veren kişiye bağlı, onun otoritesinin gücünü gösteriyor. Bu nedenle çocuğun gösterdiği istenmeyen davranışından bağımsız ve gelişigüzel bir sonucudur. Yapılan şeyi ceza sayesinde çok kötü bulduğunuzu gösterdiğiniz için ahlaki bir yargılama içeriyor.

Sofra toplamayacağım!

Bir örnekle anlatayım. Farz edelim çocuğunuz sofra toplamak istemiyor. Ne yaparsınız? Toplamadığında akşam televizyonu mu izlemeyecek? Bu bir ceza olurdu. Çünkü sevdiği bir şeyi elinden alarak ona gücünüzü gösteriyorsunuz. Bir de televizyon izlemek veya izlemek sofra toplamakla yakından uzaktan bir alakası yok. Gelişi güzel seçtiğiniz bir ceza. Erken yatağa gitmek, haftaya harçlığını alamaması da olabilirdi. Bu tarz cezayla çocuğunuzun yaptığını çok kötü bulduğunuzu söylemiş oluyorsunuz ayrıca. Meğerse keyfi bugün toplamak istemiyor, onda asıl bakarsanız kötü bir şey yok. Sadece birlikte yaşamanın kuralına uygun değildir. Ama kötü iyi gibi bir ahlaki değeri yok.

Bu örneğe mantıklı sonuç yöntemiyle yaklaşırsak, sofra öyle kalır. Bu, küçük çocuk için şu demek: o masada ne oyun oynayabilir ne de faaliyet yapabilir, hatta daha büyük çocuklar için de geçerlidir ne de bir sonraki yemek yenebilir. Çünkü üstü dolu! Sofrayı toplamak istemeyen çocuğunuza bunu bir kere izah ettiğinizde davranışından doğacak sonuç oldukça mantıklı bulacak. Artık seçim ona ait. İnadı tutarsa, sofra öyle kalır. Bu şekilde çocuğunuzun davranışından doğan sonuç bir kişiye bağlı olmaktansa istenmeyen davranışa bağlı kalırken toplum ve dünyanın gerçekleri yansıtır. Ahlaki bir yargılamayı da içermez.

Yani bir anlamda çocuğunuza kendi davranışının olumsuz sonucunu yaşatıyorsunuz. Şüphesiz ki bu sonucu sizin gerçekleştirmeniz gerekiyor. Bu nedenle eninde sonunda yapamayacağınız bir sonuç ne kadar mantıklı olursa olsun söylemeyin. Çünkü yapamadıktan sonra söylemenizin bir anlamı yok. Nitekim çocuğunuza bir seçim sunmuş oluyorsunuz. Ama burada önemli bir püf noktası var. Kontrol sizde değil! Çocuğunuz sonuca katlanmayı seçerse siz sonradan buna karşı çıkmamalısınız. Bir nevi siz de artık buna katlanmalısınız.

Mantıklı sonuç yöntemi en iyi şekilde çocukların ilgi çekmek için bize karşı çıkmalarında çalışır. Çok iyi bildikleri konular olduğu için bir kere uyarmak ve olası mantıklı sonucu dile getirmek yeterlidir. Ardından konuşmak değil, harekete geçmeniz gerekir. Bunu da gayret sakin ve sinirlenmeden yaparsanız, çok hızlı bir değişim göreceksiniz. Çünkü çocuğunuz her bir olaydan faydalı bir sonuç çıkartır ve bir daha ki seferde ne olacağını bilir.  Ancak çocuğun sağlığı veya güvenliği söz konusu olursa bu yöntem tabii ki kullanılamaz. Orada onun seçme hakkı olamaz.

Çocuklarımdan gördüğüm kadarıyla yaklaşık 3-3,5 yaş çocuğa maalesef bir kere mantıklı sonucu yaşatmanız gerekiyor. Bu tahminimce söylediğimiz sonucu henüz tam olarak kavrayamadıklarından kaynaklanıyor. Ancak ondan sonra bir daha kolay kolay unutmaz.

Suya atlayacağım!

Küçük çocuğu olan her annenin başından sıkça geçen bir örnek ele alalım. Çocuğunuz yerde gördüğü su birikintisine atlamak istediğini fark ettiğiniz anda onu uyarıyorsunuz. Olmaz ki! Ayağındaki ayakkabılar batar, çoraplara kadar sırılsıklam olur. Çocukların çoğunun bunu pek takmayacağından eminim. Onun için ayaklarının ıslanma(ma)sının ne önemi var ki? Suyun sıçradığı an o kadar keyif verir ki! Yapabileceğiniz en güzel iş, onu durdururken ona yağmur çizmeleriyle bunu yapabildiğini ancak ayağındaki ayakkabılarla bunu yaparsa eve döneceğinizi ve ayakkabıları kuruyana kadar çıkamayacağını izah etmek olur. Muhtemelen atlamaktan vazgeçer. Ancak yağmur çizmeleri giyince atlamak isteyecektir, siz de bahane uydurmayıp izin vermelisiniz. Ayakkabılarla yine de suya atlarsa, söylediğinizi yapmalısınız. Onunla eve dönüp ayakkabılar kuruyana kadar evde kalmalı. Bu bazen çok zor gelse de genelde bir kere yaşatmak yeterli olur. Çünkü davranışın mantıklı sonucu onun için ne kadar uzun sürerse ya da can sıkıcı olursa o kadar hatırlayıp bir daha olmasını istemez.

Ben mesela geçen gün bunu yapmak isteyen küçük oğlum Luka’ya “atlamak istersen atla ama ayağındakiler senin futbol ayakkabıların. Onlar ıslanırsa bugün öğleden sonra futbola gidemezsin çünkü ayakkabın yok.” dediğimde hem atlamaktan vazgeçti hem de yerdeki tüm sulara dikkat etmeye başladı.

Giyinmeyeceğim işte!

3,5 yaşındaki oğlum bu aralar sabahleyin giyinmek istemiyor. Oyun oynamaya devam etmek için ısrar ediyor. Bu konuya hiç girmeden, iki kere hazırlanması için onu uyardıktan sonra şunu diyorum “Luka’cım, benim için hiç önemli değil, giyinmek istemiyorsan giyinme. Ama biz 5 dakika sonra çıkıyoruz. Hazır değilsen seni pijamalarla götüreceğim.” dediğimde ben daha odadan çıkarken yanımdan fırlıyor giysilerini giymeye. Bugüne dek bir kere bile onu pijamalarla götürmek zorunda kalmadım üstelik. Ama kimsenin şüphesi olmasın, gerekirse yaparım!

Kavram karışıklığına dikkat

Mantıklı sonuç yönetim kullanırken, yukarıda anlattığım ceza ve mantıklı sonuç anlamlarına bakarsak iki kavramı karıştırmamak gerektiğini düşünüyorum. Laf gelişi olsa bile. Çünkü bir nesnenin veya kavramı bir adı var. Bu adı başka bir şey için kullanmamız doğru olmaz. Bu, ikisi içecek olmasına rağmen süte ayran dememize benzerdi. Ama süt süttür ve ayran da ayrandır. Süte ayran dediğimiz sürece, sütün aslında ayranın olmadığını kabullenmiş olur muyuz?

Çocuklarımız istemediğimizi bir şeyi bile bile yapınca bu işin mantıklı sonucu vardır. Onu bulup seçenek olarak sunmalıyız. Katlanmaları gereken mantıklı sonuç da diyebiliriz buna. Ancak burada mantıklı kelimesi vurgulanıyor. Sadece katlandıkları sonuç demek de bence yanlıştır. Bunun adı bedel de olamaz. Bedel bir şeyin kıymeti, fiyatı, değeri veya dengi anlamına geliyor. Ama biz çocuklarımızla ödeşmiyoruz ki! Lafın gelişi olsa bile ceza da demeyiz. Çünkü ceza otoriter bir kişinin gücünü göstermesidir. Ben şahsen ne güç gösterimine girmek isterim ne de otoriter olmayı. İşte o nedenle kullandığım yöntemlerin isimlerini doğru şekilde kullanmamız bence çok önemli. Aksi takdirde yöntem içime tam sinmemiş olur, değil mi?

Regina Röttgen

xlargeaile.blogspot.com

twitter.com/Xlargeaile

Ece not: Regina’nın sitesine mutlaka bakın. İnanılmaz güzel bir köy hayatı yaşıyorlar güzel ailesi ve çok sayıda hayvanıyla :)

 

Yorum yok

  1. Merhaba. Tam da burada belirtildiğiği gibi yapıyorum bende . Bilmeden bunu uyguluyormuşum. Kızım mesela sabahları çok oyalanıyor. Her zaman ucu ucuna yetişiyoruz derse. geç kalmıyoruz ama her seferinde koşturmaca ile geçiyor. Bu durumda bende” peki gitmeyiz o zaman, dersi kaçırır arkadaşlarının öğrendiklerini sen öğrenemezsin “diyorum. Anında kapıda beliriyor. 🙂 Kızım okula gitmeyi, birşeyler öğrenmeyi çok seviyor. Bir çok çocuğun aksine evde kalmayı çekici bulmuyor. Dersleri ağırda olsa mutlaka gitmek istiyor. Bir şeyler aksadığında bende “peki derse gitmeyelim o zaman evde otururuz ” deyince hemen kendisini toparlayıp devam ediyor. İşe yarar bi uygulama. İnatlaşmaktan ya da cezadan daha iyi..

Cevapla