Duyurular

Doğum hikayeleri: Hamileliğini takip ettiğimiz Hassas Anne Paluri Arzu oğlu Özgür Barva'nın doğumunu anlatıyor

3.622 kişi okudu.

Paluri Arzu’nun hamileliğini anlattığı ilk yazısı burada

Özgür Barva’nın gelişini beklemek hiç kolay olmadı. Hayli zor geçen bir hamilelik sonrası sadece 5,5 kg almamın sebebi midemin her an kötü oluşuydu. Doğuma gideceğim sabahın gecesinde dahi yediklerimi midemde tutmayı başaramadım.

Hamileliğimin 5. ayından itibaren mesleğim olan avukatlığı 15. yılımda artık evden yapmaya başladım. Evden dediysem bilgisayarım ve internetim olan her yerden. Bu sebepledir ki doğuma bir kaç hafta kalana dek kafemizin mutfağında çalıştım. Tek başıma 256 tane sarma sardım bir gecede mesela. Arkadaşlarımız bunca yemek kokusunun arasında Özgür Barva’nın dünyaya aç geleceğini söyler takılırlardı.

Güzel ve mutlu bir hamilelik geçirdim, mide sorunlarım dışında. Bunda da eşimin katkısı ve özverisi anlatılmaz.

Doğuma gittiğimiz sabah artık bir dakika daha duracak sabrım kalmamıştı. Son anda bir aksilik olacak, bebeğimi kucağıma almadan kaybedeceğim diye ödüm kopuyordu. Sabırsızlıkla doktorum (Hassas Anne Ece Kumkale’nin de doktoru) Herman İşçi Abimi bekliyordum. Onu gördüğümde biraz daha rahatladım. Ona duyduğum güven de tarif edilemez. Ameliyathaneye eşimle birlikte indik. Artık ondan ayrılma vakti geldiğinde korktum önce. İçerde bütün hazırlıklar devam ederken Herman Abim geldi. Son olarak “bebeğim sana emanet Abi” dedim ve uyumuşum. Gözümü açtığımda ilk sorduğum soru “Bebeğim nerede?” oldu. İyiymiş, 3,580 gr ve 51 cm doğmuş. Hemşireler Herman Abimin her zaman çok hızlı olduğunu ama bu kez kendi rekorunu kırdığını söylediler Özgür Barva’yı çıkarırken.

Birazdan beni de odama çıkardılar. Öyle sabırsızlandım ki onu görmek için. Bütün ailem orada. Hatta o kadar kalabalığız ki hemşirelere göre, gelmeye çalışan herkes gelebilseydi kata sığar mıydık bilmiyorum. Aşiret falan olduğumuzu da düşünmüş olabilirler. Yanımda olan herkese bir kez daha teşekkür ediyorum. Artık sabırsızlandıkça sinirlerim bozuldu ağlamaya başladım. Eşim telefonundan oğlumuzun ilk fotoğraflarını gösterdi beni sakinleştirmek için. Bense daha çok ağlamaya başladım. Birazdan da beyazlar içinde küçük prensim geldi yanıma. ağlamamak elde mi? Bakıştık bir süre. Sonra emzirdim oğlumu. Sütüm azdı. Hassas Annenin tavsiyelerini hatırladım. Bira mayası tabletleri içtim. Bol su içtim. Oğlumun doktorunun verdiği ilacı (Motilium) içtim. Bulgur, pişmiş soğan yedim. Kuru meyvelerden şekersiz kompostolar içtim. Nafile, sütüm artmadı. Mama takviyesi şarttı. Az da olsa sütümü vermeye devam ettim. Sütün kalitesini artırmak için hep çok iyi beslendim. Her gün 2 haşlanmış yumurta, et, baklagil, sebze vs. yedim. Şimdi artık etli sebze çorbası, meyve ve yoğurt yemeye başladı. Sütü cam şişede organik alıp kendim mayalıyorum. Eti yayladan getirdim ve sebzeleri de olabildiğince organik bulmaya çalışıyorum.

Özgür Barva’nın doğduğu gün hemşireler ayağa kalkıp kalkamayacağımı sorduğunda hoop ayaktaydım bile. Herkes şaşırmıştı bu duruma. Ama hasta gibi değildim. Eve çıktığımızda da heyecandan almayı unuttuğumuz birkaç eşya için alış verişe çıktığımda şaşırmıştı herkes. Daha bir haftalıktı oğlumu bir akşam vakti kafemize götürdüğümüzde. Herkes çok şaşırdı. Hem benim bu kadar erken ayaklanmama hem de bebeği sakınmadan dışarı çıkarmama. Hiç sakınmadım. Cam fanusta saklayacak değildim. Bu yüzden nereye gittiysek onu da götürdük. 5. Ayına geldiğinde 14.000 km yapmıştı. Daha kırkı çıkmamıştı 1.000 km yol gittik arabamızla ve 2.200 metre rakımdaki yaylamıza çıktık. Kırkını orada uçurduk. 40 tane taş topladık, 7 pınardan su biriktirdik. o suya taşları atıp kaynattık. İçine altın da koyup o suyla yıkadık. Sonra da büyük dedesine götürdük.

Yaz ayı olsa da soba yanıyordu orada. Hiç çok sıkı giydirmedim. Soğuk da olsa dışarı çıkardım. Ağzını, yüzünü sarıp sarmalamadım. Nasıl alışırsa öyle gideceğini düşündüm hep. Gezmediğimiz yer kalmadı. 3 kez Gürcistan’a geçtik. Ardeşen’de 1 aydan fazla kaldık. Açık havada balkonda dere sesi eşliğinde uyuduk. 2.500 metre rakımdaki bir başka yaylaya çıktık, geri indik. Her şarta alıştırdık.

Eşimle evlendiğimizde eşyalarımızı alırken ortak bir kararla televizyon almadık. İkimiz de izlemiyorduk zaten. Herkes çok şaşırdı buna ama 4 yıldır tek bir gün eksikliğini duymadık. Sinema sistemi kurduk. Sinema perdesi, projeksiyon ve ses sistemi. Konser dvd’si, sinema filmi, belgesel, çizgi film, biz ne izlemek istiyorsak, ne zaman izlemek istiyorsak izliyoruz. Bize dayatılanı değil. Bu kararımızın ikinci adımı ise çocuğumuzu televizyondan uzak tutmak, korumaktı. Evde zaten yoktu. Gittiğimiz yerlerde de rica edip kapattırıyorduk. Çocukların özellikle reklamlara nasıl kilitlendiklerini hepimiz biliriz. Reklamlarınsa çocukları tüketime yönlendirdiğini ve üzerlerinde etkisinin çok olduğunu da. Bazıları bu kararımızı tartışsa sorgulasa da saygı duydu herkes. Televizyon izletmediğimiz için çocuğumuzun bir şeyden mahrum kaldığını, ona haksızlık ettiğimizi kesinlikle düşünmüyorum. Bu konuda Hassas Annenin paylaştığı bir bilimsel raporu da okuyunca ne kadar doğru bir karar verdiğimizi bir kez daha anladım. Bu kararı almak ve uygulamak birçokları için güç ya da imkansızdır. Bizim için çok kolay oldu çünkü biz zaten izlemiyorduk. Doğduğu günden itibaren müzik dinlettik. Genelde klasik müzik oldu bu. Özellikle ilk bir ay, hastane odamızdan itibaren müzik hiç kapanmadı. Uyurken ya da uyanıkken, 24 saat müzik devam etti.

Bunun yanında evimizin bir duvarı kitaplıkla kaplı. Yüzlerce kitabımız var. Bu artarak devam ediyor. Özgür Barva şimdiden o kitapları gözleri ile süzüyor. Bizler ne kadar yoğun da olsak kitap okuyan bir çiftiz. Okuduklarımızı birlikte yorumlar, tartışırız. Mutlaka konuşacak bir şeyimiz olur. Sıkıcı ve sıradan değildir hiçbir günümüz. Birbirimize çok güzel hitaplar kullanırız. Bağırmaz, kötü söz söylemeyiz. Oğlumuzla sürekli konuşuruz. Ben anadilim olan Lazcayı eşim de Türkçeyi öğretince Özgür Barva aynı anda iki dili öğreniyor. Doktorlara göre çok dilli çocukların beyni daha çok gelişiyor ve üçüncü bir dili daha kolay öğreniyorlar. 3 yaşından sonra İngilizceyi de öğretmeye başlamayı düşünüyorum. 2 Sene içinde Gürcistan’a yerleşme planlarımız olduğundan haliyle Gürcüceyi ve Rusçayı da öğrenme ihtimali var. Multi language bir çocuk olacak sanırım.

Oğlumuz için hiçbir konuda dayatmamız yok. Neye inanacağına, neyi destekleyeceğine, hangi takımı tutacağına da kendi karar verecek. Biz sadece iyi bir örnek olmaya çalışırız. Çevremizden bazen oğlumuzun eşimin tuttuğu takımı tutacağı düşüncesiyle bu takıma ait giysi hediyeleri de geliyor. Kimseyi kırmak istemiyorum ama böyle bir şartlanma olsun da istemiyorum. Babasının tuttuğu takımı tutmak zorunda değil o. Tabii tutabilir de o da ayrı.

Gündüzleri neredeyse tavşan uykusu uyuyor Özgür Barva, toplamda ancak 3 saat uyuyordur. Artık hızlanmaya başladım. Daha sistemli olmayı da öğreniyorum. Çünkü evdeyim ama tek işim ev ve bebek değil. Evden de olsa avukatlık yapmaya devam ediyorum. Danışmanlık yaptığım ofisin gönderdiği işleri yapıp internet üzerinden yolluyorum. Tabii ki ev işlerini de yapıyorum. Oğlumun yiyeceklerini hazırlıyorum. Evi temizliyorum, yemek yapıyorum. Gürcüce kursuna gidiyorum, yazı çalışmalarım da oluyor. Hiç kolay değil. Özgür Barva gün içinde yaklaşık ortalama 7-8 saat uyanık kalıyor. Çok hareketli, hiç durmuyor. Sürekli ilgi istiyor. Sabırla ve sevgiyle konuşup ilgileniyorum. Evet çok yoruluyorum, gecede 5-6 saat, o da 2’şer 3’er saatlik periyotlarla uyuyorum ama çok mutluyum ve içim çok rahat.

Bazen annelerin neden çocuklarını televizyon önüne bıraktıklarını anlayabiliyorum ama nasıl bıraktıklarını anlayamıyorum. Tek çare bu değil ve olmamalı da….

Paluri Arzu

 

 

Cevapla