Duyurular

Doğum Hikayeleri: Hassas Annemiz Tuba ikiz kızlarının doğumunu anlatıyor

10.561 kişi okudu.

 

Kızlarıma…

Anneler  hisseder derler ya ben de ta lisedeyken hissetmişim aslında. Hep ikizlerim olacak diye düşünürdüm. Doğruymuş….

2012 Ekim ayı, kasıklarımda dehşet bir batma hissi. O günden anlamalıymışım ne kadar zor günlerin başlayacağını. İçimde tuhaf bir his, doktor teyzemiz bile şaşırıyor hamileyim  galiba deyince. O günlerden başlıyor korkumuz, hormon değerleri çok yüksek ama kese bile görünmüyor. Bir kaç gün sonra tekrar, iki hafta sonra tekrar gidiyoruz. Kalp atışı heyecanı beklerken doktorumuz gebeliğiniz ikiz diyor. Benim şaşırmamama şaşırıyor kadıncağız. Biliyordum ben diyorum kızlarım olacak benim, iki hafta boyunca babanızın başının etini yemiştim zira…

Hamileliğimin her aşamasında daha önce hiç bilmediğim sancılar çekiyorum. Bel ağrıları, oturup kalkmayı imkansız hale getiren kalça kemiği sancıları, ellerimi kollarımı kaldırtmayan kas sancıları. Son dönemlere doğru  yaptığınız baskı sonucu reflü, nefes darlığı sebebiyle  koltukta oturarak uyumak zorunda kalmalar. Daha doğrusu uyuyamamalar, koltukta o şekilde oturunca reflü rahatlıyordu ama bu sefer de belim mahvoluyordu. Gecede 4-5 kere kan ter içinde uyanmalar,tabi uyuyabilirsen… Hatta göğüs kafesinin en altında bir kemik varmış Feyzacım öğretti bana yerini. Otururken birden ağrıdan hoplayan anne! Feyza kafa attı. İkracım biraz uslu bir bebek onun tarafında sıkıntım yok. 20.haftadan itibaren NSTye girmeye başlıyoruz erken doğum korkusuyla. O aleti de sevmiyorsunuz, çıkarmaya çalışıyorsunuz her takıldığında. Tabii bu arada kum torbasına dönen anne. Bir keresinde saydım tam 23 adet tekme yedim NST boyunca. Zar zor sancısız atlatıyoruz derken 32. Haftada NST odasında sohbet ettiğimiz ben de ikiz hamileliğiyim diye gülen biraz yaşlıca minyon tipli kocamaan karınlı bir hanımefendi var. 35.haftam diyor özeniyorum ben de ulaşsam o haftalara diye. O gün öğreniyoruz ki İkra’mızın böbreğinin biri yokmuş. Tam şoka girmiş yukarı doktora çıkarken asansörde karşılaşıyoruz. Birden bire iki bebeğinin de kalbi durmuş meğer. Hala gözümün önünden gitmez ayakta duramayan hali. O andan itibaren hiç ama hiç üzülmedik böbrek sorununa  diğer böbreği sapasağlamdı çünkü çok şükür. Feyza’cığım senin de gözyaşı kanalında kist olduğunu söylüyorlar onun için de şükrediyoruz Allah’a, önemsiz birşeymiş çok şükür.

Ve 34.hafta hamile olan arkadaşımızı da bizimle beraber götürmüşüz doktora. Yine rutin NST. Ekrana bakan hemşirelerin gözünden anlıyorum bir sıkıntımız olduğunu. Sancın var hissetmiyor musun diyorlar. Meğer benim sizin hareketiniz sandığım dışardan bile görünen karın gerilmesi sancıymış. İlaca başlıyoruz hemen. Geçmeyince iki katını çıkıyor ilacımız. Yine devam eden sancılar, hastaneye yatış… Ben hala anlamıyorum neler olduğunu sancılar kızlarımın gelişimini etkiler mi diye anlamsız sorular soruyorum. Gelişimini etkilemezmiş ki. Doğumu başlatırmış sadece. O kadar sancıya rağmen doğum başlamıyor. Son ana kadar bekliyor doktorumuz. Sonra şok şok şok Feyzacım senin kalp atışların yavaşlamış, ne olduğunu anlamadan alıyorum sizi diyor doktor amcamız.(Diğer doktorumuz 7.haftada sevinilecek bir ikiz türü değil tek kesedeler deyince değiştirmiştik. Öyle bir sıkıntımız yokmuş çok şükür. Boşuna üzülmüş, ağlamışız.) Ne, nasıl yani doğuruyor muyum ben şimdi?

Ama 3 saat önce yemek yemiştim ben nasıl sezeryan yapılacak? Anneanneniz aramıştı gerek yok gelmeyin ağızdan aldığım bir ilaç var sadece taburcu oluruz diyordum. 15 dakika içinde ameliyathane kapısında buluyorum kendimi tek başıma. Çok acilmiş gibi babamızı arabaya bez almaya göndermiştik, acemilik işte. Kendim bile şaşırıyorum ne kadar güçlü olduğuma. Sadece dizlerim, kollarım tir tir titriyor ameliyat masasında. Uyuyorsun dedikleri hala kulaklarımda. Bir de doktorumuzun telaş içinde ameliyathanede dolanışı gözümün önünde. Anestezi uzmanı yemek yemiş veremeyiz diyor doktorumuz acıkmıştır diyor gülümsüyor almak zorunda olduğunu çaktırmadan. Çocuk doktoru odaya girer girmez verdiler anesteziyi 15 dakika sonra da ayıldım zaten.

Yeni bir başlangıç…

Sadece babamız gördü sizi. Senden üç tane oldu evde ikisi de sana benziyor dedi. Meğer kuvöze almışlar canlarımı. Feyza 1750, İkra 2200 gram sadece.  Ellerinde kıyafetleriniz boş beşiklerle tek başına çıkmış yukarı garibim. Sonra beni almaya ameliyathaneye gelmiş mahzun mahzun. Hatırlıyorum bakışlarını, sesini. Feyzam sen ilk gün solunum sıkıntısı çekmişsin onun dışında sağlık sıkıntınız olmadı çok şükür. Ama 8 gün boyunca kaldınız o buz gibi anne kokusu olmayan yerde. Sonra anne sütü savaşım başladı. Sütünüz geldi çok şükür ama emecek durumda değiller dedi doktor. O sekiz gün boyunca hiç göremedim sizi. Sadece üçüncü gününüzdü sütü yeteri kadar sağamadığımız için rahatsızlanıp o sezeryanlı berbat halimle doksan kilometreyi çekmek zorunda kaldım. Araba zıpladıkça içi su dolu balon gibi sallanıyor karnım siz yoksunuz diye. Ama hiç zoruma gitmedi sizi görecektim çünkü.  Gördüm…

Tüm metanetim, kendime hakim oluşum gitti bir anda. Ufacık iki tane bebek. Anneleri bırakıp gitmiş, tek başlarına yatıyorlar buz gibi beşiklerde. Başlarında serum hortumları. Minicikler daha. Dayanamadım,  ağladım, ağladım…. Onlar benim ufacık kızlarım. Susturmaya çalışıyorlar korkuyorlar süt kesilir üzüntüyle diye ama olmuyor ki benim miniklerim onlar, nasıl bırakıp gidecem. Gittim… Sizin için mecburdum gitmeyi başardım. Ama beş gün sonra kavuştuk çok şükür. Dedim ya anne sütü savaşı diye esas savaş eve gelince başladı. Küvezde biberona alıştırmışlar sizi, tutamıyorsunuz ememiyorsunuz. O kadar çok uğraştık ki anneannenizle beraber. Tuttuğunuz zaman da biberon gibi emdiğiniz için yara yaptınız. Dayanılmaz bir acı daha. Gözlerimden yaş gele gele, ayağımı duvarlara dayayarak, gözlerim acıdan tavana dikili halde o kadar çok denedim o kadar çok uğraştım ki. Bu arada sürekli fakülteye gidip gelmeler orada yaşadığımız stres, mecburen kullandığımız biberon hep başa döndürdü bizi. Olmadı. Anne sütü aldınız hep ama anne sıcaklığı alamadan biberondan emdiniz. (Günde 6-8 kere her biri yarım saat süren seanslarla, geceleri uykular bölünerek sağılan süt.)

Siz doğduktan sonraki kısmı anlatmayacağım. Çünkü bir gülümsemeniz tüm sıkıntıları unutturuyor fıstıklarım. Zaten ikinci ayda yeni çocuk doktorumuzun muayene sırasındaki “tam dayaklık olmuş bunlar ” cümlesi anlatır her şeyi.  Gıdınız bile var artık. Canlarım benim. İşte böyle ilk zamanlarımız.

Bu süreçte baştan sona hep yanımda olan en büyük desteğim, evimin direği biricik kocama teşekkürler. Senin sayende varız biz. Babamızı çok seviyoruz di mi kızlarım?

Mehmet, Tuba , Feyza, İkra…. Birden dörtledik ay 🙂

Tuba

Cevapla